Mübarek Gecelerimiz Kandiller :
MÜBAREK GECELERİMİZ KANDİLLER
Zaman ve mekânlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu İlâhî dileme ise varlıklar için binbir maslahat ve hikmetler içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleÅŸen mühim olaylar ve o mekânları dolduran kıymettar mekînler de, içinde bulundukları zaman ve mekâna deÄŸer kazandırmışlardır. İslâm’da mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de meÅŸiet-i İlâhî’den geldiÄŸi için, Müslümanlara sonsuz feyz ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslâm’ın ÅŸeairindendir; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Kâinat, semavat, feza-yı âlem ve bütün varlıklar1 bu kutlu zaman dilimlerine hürmet etmektedir.2 Âyet veya hadîslerin, kutsallığını tespit ettiÄŸi ve Mü’minlerin de yüzyıllardan beridir kutladığı bu mübarek ay, gün ve geceler, senenin içine dağılmış vaziyette bulunmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (sas)’in hicretini esas alan ay takvimine göre Recep, Åžaban ve Ramazan ayları öncelikli olan kutsal aylardır. İslâm toplumunda bu aylara Şühûr-u Selâse (Üç Aylar) denilmiÅŸtir. EÅŸhürü’l-Hurum (Haram Aylar) ise Muharrem (ki senenin ilk ayıdır), Zilkade, Zilhicce ve Recep aylarıdır. Mübarek günlere gelince: Hicrî Yılbaşı, Aşûre Günü, Arafe Günü, Ramazan ve Kurban Bayramları, Cuma Günleridir. Bu yazıda kutlu zaman dilimleri içinden yalnızca kandil geceleri üzerinde durulacaktır.
Mevlid kandili hariç diÄŸer kandillerin hepsi Üç aylar içindedir ki bunlara dört Leyâli-i Mübareke (Müberek Geceler) denilir. Regâib ve Mi’rac kandilleri Receb ayında, Berâat kandili Åžaban ayında, Kadir gecesi de Ramazan ayındadır. Mevlid-i Nebi ise Ramazan’dan beÅŸ ay sonraki Rebiü’l-evvel ayındadır. “Üç ayların kendilerine mahsus bir tadı bir ÅŸivesi vardır ki, onları yılın diÄŸer aylarından ayırır.. her ayın güzellik ve nefâsetinin zahirî duygularımızla hissedilip yaÅŸanmasına mukabil, bu müstesna zaman dilimi kalple ve bâtınî duygularla yaÅŸanır… Üç ayların baÅŸlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, raÄŸbetlere açık inayetle tüllenen bir perÅŸembe akÅŸamı ‘merhaba’ der ve bir mızrap gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teÅŸne duygularımızı ilk defa uyarıp coÅŸturan ‘Regâib’ bir ses ve enstrüman denemesi gibidir. Yirmi küsur gün sonra gelecek olan Mi’rac ise, tam hazırlanmış ve gerilime geçmiÅŸ ruhlar için âdeta, semavî düşüncelerle, gök kapılarının gıcırtılarıyla ve uhrevîlik esintileriyle gelir. Berâat bu tembihlerle uyanmış ve tetikte bekleyen sinelere kurtuluÅŸ muÅŸtularıyla seslenir. Kadir Gecesi’ne gelince, bu kadirÅŸinas insanları, tasavvurlar üstü ve ancak bir aylık bir cehd ile elde edilebilecek feyiz ve bereketle kucaklar ve onları afv u maÄŸfiret meltemleriyle sarar.” 3
REGÂİB KANDİLİ Bediüzzaman Hazretleri, Regaib gecesinin Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının baÅŸlangıcının ünvanı olduÄŸunu; Mi’rac gecesinin de Zât-ı Ahmediye’nin terakki hayatının zirve noktasının ünvanı olduÄŸunu bildirmektedir.6 Bu gece Allah Rasûlü (sas), söz konusu mazhariyet ve mevhibeler için Cenâb-ı Hakk’a şükür için oniki rek’at namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur.7 DiÄŸer zamanlarda okunan her Kur’ân harfi için on sevap verilirse, Recep ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diÄŸer gecelere oranla kat kat fazladır. Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sas), bir hadîslerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceÄŸini bildirmiÅŸlerdir.8 “Regâib, Mirâc, Berâat kandilleri gibi gece âleminin tâçları ve zamanın Allah’a en yakın zirveleri ya da O’na açılmanın rıhtımları, limanları, rampaları sayılan o mübarek gün ve gecelerde, gönüller ayrı bir duyarlılıkla parıldar; ruh sonsuza doÄŸru bir baÅŸka türlü kanat çırpar; her ÅŸey verâların ezelî ÅŸiirine dem tutar; her yanı tam bir uhrevîlik büyüsü kaplar; her sîneyi, dillerin ifadeden aciz kaldığı bir naz ve niyaz zemzemesi sarar. Hususî bir kısım tecellilerle ötelerin kapısı, penceresi, menfezi hâline gelen mekân; ümit ve beklentilerin yakarışlara dönüşüyle billurlaÅŸan zaman ve yeni nazil olmuÅŸ gibi, her sûresi, her maktaı, her âyeti ve her cümlesinde hemen herkese yepyeni bir hayat vaadiyle âvâz âvâz çağıldayan Kur’ân, bizlere iman ve ümitle yemyeÅŸil tepeler, cennette Cuma yamaçları gibi rü’yete açık zirveler ve susamış gönüllerimize hayat suyu gibi iksirler içirerek, ruhlarımıza mü’min olmanın tasavvurlar üstü avantajlarını sunarlar.. sunar ve Rabb’e yönelik sinelerde ne telâffuzları çatlatan mânâ ve muhtevalar, ne ifadelere sığmayan tecellilerle tüllenirler.”9
MİR’ÂC KANDİLİ Kur’ân-ı Kerim’de İsrâ suresi (17/1) bu İsrâ olayını anlatır. Necm suresi de İsrâ’nın devamı olan Mi’râc hadisesini anlatır.13 Âyetlerde biraz da kapalı olarak anlatılan bu esrarengiz yolculuÄŸu, Peygamberimiz (sas) bir çok hadîslerinde detaylarıyla anlatmışlardır.14 Bir gece Kâbe-i Muazzama’nın Hatîm mevkiinde yatarken, Cebrail (as) gelip mübarek göğüslerini yardı, kalbini zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içini iman ve hikmetle doldurup eski hâline koydu. Sonra beyaz bir binek Burak ile (normalde bir aylık mesafedeki) Mescid-i Aksa’ya uçtular. Orada bütün peygamberlerin ruhlarına imam olup namaz kıldırdı. Bu, onların ÅŸeriatlerinin asıllarına mutlak varis olduÄŸunu ifade ediyordu.15 Bir de kendisine su, ÅŸarap ve süt takdim edildi. O, fıtrî ve tabiî olan sütü içti. Bu ise ümmetinin doÄŸru yola iletildiÄŸini ifade ediyordu. Ardından yüceliklere yükseltici bir mi’rac (manevî asansör) ile göklere çıkartılıp yedi kat semaları bir bir dolaÅŸtırılmıştır. 1. kat semada: Hz. Adem’le, 2. kat’ta Hz. İsa ve Hz. Yahya, 3. kat’ta Hz. Yusuf, 4. kat’ta Hz. İdris, 5. kat’ta Hz. Harun, 6. kat’ta Hz. Musa ve 7. kat’ta Hz. İbrahim ile görüştü. Melekleri, Cennet ve Cehennem’e kadar bütünüyle ahiret hayatını müşahede etti. Bütün mülk ve melekût âlemlerini dolaÅŸtı.16 Cebrail daha sonra Peygamberimiz’i daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaÅŸtılar. Cebrail: “İşte burası Sidretü’l-Müntehâ’dır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım.” dedi. Peygamberimiz’e Sidre’de dört kutsal nehir ve hergün yetmiÅŸ bin meleÄŸin ziyaret ettiÄŸi Beyt-i Ma’mûr gösterildi. Sonra kendisine ÅŸarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, yine sütü tercih etti. İçtiÄŸi süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani hilkat-i İslâmiyesiydi. Ayrıca ÅŸehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü’l-Me’vâ’yı temaÅŸa etti. Cebrail’i geride bırakan Zât-ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek ArÅŸ-ı A’lâ’ya urûç etti ve tâ Kâb-ı Kavseyn olarak belirtilen “imkân dairesinin bitiÅŸ, vücûb dairesinin baÅŸlama sınırına” ulaÅŸtı. Huzûr-u Kibriya’da Zât-ı Akdes’e ok yayının iki ucu kadar, hattâ daha fazla yaklaÅŸtı.17 Cemâlullah’ı perdesiz ve vasıtasız olarak müşahede etti, Onunla zaman ve mekândan münezzeh olarak bîkem u keyf konuÅŸtu. Daha sonra tekrar Refref’le Sidre’ye geri döndü. Orada Cebrail’i asıl hüviyetiyle -tıpkı ilk defa Hira’da gördüğü ÅŸekliyle- gördü.18 Müteakiben de yine Cebrail ile birlikte göz kırpması kadar kısa bir zaman parçasında dünyaya nüzûl eylediler.19 “Ben mi’racdan daha güzel bir ÅŸey görmüş deÄŸilim”20 diyen Peygamberler Sultanı, mi’rac yüceliklerinden -âdeta bir vefa duygusuyla- geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiÅŸtir. Birincisi: BeÅŸ vakit farz namazı getirmiÅŸtir. İhsan ÅŸuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır. İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri getirmiÅŸtir. [Bakara, 2/285-286]. Üçüncüsü: İsra Suresi’nin 22-39. âyetlerinde21 bahsedilen 12 adet İslâm prensibini getirmiÅŸtir.22 Dördüncüsü: Allah’a hiçbir ÅŸeyi ortak koÅŸmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceÄŸi ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiÅŸtir. BeÅŸincisi: İyi amele niyetlenen kiÅŸiye -onu yapamasa bile- bir sevap; eÄŸer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kiÅŸiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak iÅŸlediÄŸi zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi. Bir diÄŸer hediye de, Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaÅŸma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiÅŸtir ki et-Tahiyyâtü diye meÅŸhur olan bu sözler, bütün namazlarda teÅŸehhütte otururken okunmakla Mi’racda Allah ile Habibi (sas) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir.23 Evet Zât-ı Ahmediye, bütün velayetlerin üstünde bir külliyet ve ulviyetle tezahür eden velayetinin bir neticesi olarak İlâhî kemal mertebelerinde seyr ü sülûk olan Mi’rac24 ile huzur-u kibriyaya uzanan yolu açmıştır. Kapıyı da açık bırakmıştır ki, arkasındaki evliyayı ümmet, ruh ve kalp ile o nuranî caddede, Mi’râc-ı Nebevî’nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidatlarına göre yüce makamlara çıkıyorlar.25 Mi’rac’ta farz kılınan beÅŸ vakit namaz, mü’minin mi’racıdır;26 ve Mi’rac-ı Ekber’in (Efendimiz’in Mi’racı) cilvesine mazhar27 olan bir mi’rac-ı asgar (küçük mi’rac’tır.28 Bu mi’racın zirvesi ise secde hâlinde yaÅŸanır,29 kulun Allah’a en yakın olduÄŸu anda. Her mü’min, namazın fiil ve rükünlerine fikrini bindirip, bir nevi mi’rac ile kâinatı arkasına atıp huzura kadar gider.30 Bediüzzaman Hazretleri: “Leyle-i Mi’rac, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Åžirket-i maneviye sırrıyla, inşâallah her biriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisan ile bu kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadet ile şükredersiniz.”31 sözleriyle bu gecenin manevî bir fırsat bilinip deÄŸenlendirilmesi gerektiÄŸine dikkat çekmiÅŸlerdir.32 M. Fethullah Gülen Hocaefendi: “Mi’rac’ın esas armaÄŸanı namazdır ve bu aynı zamanda her mü’minin mi’racı olarak, onları da miraca götürecek nurdan bir helazondur. Namaz, herÅŸeyiyle halis bir ibadet ve mi’rac için yegane vesile, sonra da Allah Rasulü (sas)’ne gökler ötesi seyahatin en son noktasında tevdi edilen İlâhî bir armaÄŸandır. Bu armaÄŸan içinde herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir mi’rac mukadderdir.”33 “Mü’min için her namaz bir mi’râc vesilesidir. Ve mü’mine düşen de her namazda farklı farklı buudlarda bile olsa mi’râcını tamamlamaktır.”34 “Mi’raca namazla çıkılır.. Allah’a namazla ulaşılır, enbiyanın huzuruna namazla varılır. Ama herkes bunu namazda kendine göre hisseder ve kabiliyeti nisbetinde yükseldiÄŸini duyar. Herkesin hissettiÄŸi kendi miracıdır.”35 “Bu baÄŸlamda, fıkıh kitaplarında bir Mi’rac gecesi namazından bahsedilmektedir ki, kılınması müstahsen görülmüştür: 12 rek’attir. Her rek’atında fatiha suresiyle beraber herhangi bir sure okunarak iki rek’atte bir selâm verilir. Sonra da 100 kere “Sübhânellâhi velhamdü lillahi vela ilahe illallâhü vellâhü ekber.” denilmelidir. Müteakiben ise 100 kere tevbe ve istiÄŸfar edilip, 100 kere de Efendimiz (sas)’e salât ü selâm getirilmelidir. Gündüzünde de oruçlu bulunmalıdır; zira bu hâlde günaha dair olmaksızın yapılacak her duanın kabul edileceÄŸi inayet-i İlâhîden umulur.36 Ayrıca bütün mü’minlere dua etmeyi de unutmamalıdır. Nasıl ki Efendimiz’in Mevlid kandillerinde, Onun kutlu doÄŸumunu anlatan Mevlidler okunur; öyle de Mi’rac kandillerinde, bu semavî seyehati anlatan Mi’râciyeler okunur.37 Mevlid-i Nebi ÅŸairi Süleyman Çelebi’nin “SöyleÅŸirken Cebrail ile kelâm / Geldi Refref önüne, verdi selâm” beytiyle baÅŸlayan mi’raciyesi meÅŸhurdur. Bu kandil gecesi, Mi’rac olayını anlatan hadîsler ve kitaplar yeniden okunmalı, toplantılar düzenleyip mi’raciyeler okutulmalıdır. Gönüller ilâhilerle coÅŸmalı, ilmî-manevî sohbetlerle kendinden geçmelidir. Kur’ân’dan özellikle [İsra, 17/1, 22-39. âyetleri, Necm 53/1-18; Bakara, 2/285-286] âyetleri ve tefsirleri okunabilir. EÄŸer kiÅŸi, Kur’ân’ın dilinden kalp kulağıyla iman derslerini dinleyip başını kaldırıp vahdete tam yönelse, “kulluÄŸun mi’racı”yla kemalat arşına çıkabilir.38 Mi’rac’ta iman hakikatleri gözle görüldüğü için, bu kandil gecesi imanî konuları ve o konular içinde Mi’rac’a ait meseleleri derinlemesine okuyup mütalâa etmek lâzımdır.39 “Mi’rac-ı imânî”40 ile âdeta İlâhî mükâlemeye nail olmalıdır. Camilerde cemaatle kılınan akÅŸam ve yatsı namazları ve okunan Kur’ân’larla kıvamını bulan ruhlar, daha sonra evlerine çekilmeli, evlerindeki mescid-i haram mesabesindeki odalarından seccade burak’ına binerek ilham cebrail’i eÅŸliÄŸinde ihlas mescid-i aksa’sına varmalı; orada gözyaşıyla karışık bir kâse mânâ sütü içtikten sonra secdelerin mi’racıyla yükselip âyetlerin kanatlarında ruhunun mülk ve melekût semalarına yelken açmalı, her rek’atta âdeta bir kat yukarılarına doÄŸru yücelmeli, bir noktadan sonra binit deÄŸiÅŸtirip ihsan41 refref’ine binerek kendi kemal sidre-i müntehalarında pervaz etmeli, nihayet insanda arÅŸ-ı azam mesabesindeki kalbin derece-i ufkuna urûç ile tâ kâbı kavseyne ulaşıp “et-tahiyyâtü”nün sırrıyla huzur-u kibriya’da sünûhât ve ilhâmât ötesi bir nevi mükâleme-i İlâhiye ve müşahede-i Rabbâniyeye mazhar olmalıdırlar.
BERÂAT KANDİLİ Beraet, “iki ÅŸey arasında iliÅŸki olmaması; kiÅŸinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Sahih hadîslerin beyanına göre: Åžaban ayının on beÅŸinci gecesi tevbe eden mü’minler, Allah’ın afv ü maÄŸfireti ile günahlarından ve dolayısıyla Cehennem’den berâat edecekler, kurtulacaklardır. Åžaban’ın ortasındaki geceye Berâat isminin dışında; mâ’nen verimli, feyizli, bereketli ve kutsi bir gece olduÄŸu için Mübarek Gece; iyi deÄŸerlendirildiÄŸi takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı taraf-ı İlâhî’den verildiÄŸi için Sâk (Berâat, Ferman, KurtuluÅŸ Belgesi) Gecesi; Lutf u ihsanı aÅŸkın, afv ü merhameti engin olan Allah’ın ikram ve iltifatlarına eriÅŸildiÄŸi için de Rahmet Gecesi de denilmiÅŸtir.44 Berâat gecesinin mübarekiyet ve hususiyeti hakkında sahih hadîs-i ÅŸerîflerden bir-ikisi şöyledir: “Allah Tealâ, Åžaban ayının onbeÅŸinci (Berâat) gecesinde -rahmetiyle- dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.”45 BaÅŸka bir rivayete göre de Hz. Peygamber: “Åžaban’ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akÅŸam güneÅŸin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doÄŸana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uÄŸrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuÅŸtur.46 Bir diÄŸer hadîste ise, Berâat kandilinde yapılacak duaların geri çevrilmeyeceÄŸi müjdesi verilmiÅŸtir.47 Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan Mekke’deki Kabe-i Muazzama istikametine çevrilmesinin Hicret’in ikinci yılında Berâat gecesinde vuku bulduÄŸunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Bazı müfessirler “Biz Onu (Kur’ân’ı) kutlu bir gecede indirdik. Çünkü biz haktan yüz çevirenleri uyarırız. O öyle bir gecedir ki, her hikmetli iÅŸ, tarafımızdan bir emir ile o zaman yazılıp belirlenir.”48 âyetinde belirtilen gecenin Berâat gecesi olduÄŸunu söylemiÅŸlerdir. İslâm âlimlerinin çoÄŸunluÄŸuna göre ise bu gece Kadir gecesidir. Çünkü diÄŸer âyetlerde Kur’ân’ın Ramazan ayında49 ve Kadir gecesinde50 indiÄŸi açıkça bildirilmektedir. Bu takdirde Kur’ân’ın tamamının Berâat gecesi Levh-i Mahfuz’dan dünya semasına indiÄŸi, Kadir gecesinde de görevli kâtipler tarafından istinsah edilip, âyetlerin Cebrail tarafından Efendimiz (sas)’e peyderpey indirilmeye baÅŸlandığı ÅŸeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır ki bazı müfessirler bu görüşü benimsemiÅŸlerdir.51 Bazı âlimlere göre: Berâat gecesi, emirlerin Levh-i Mahfuz’dan istinsahına baÅŸlanır, kâtip melekler bu geceden, gelecek seneye müsaadif ayın geceye kadar olacak olan vak’aları yazar ve bu iÅŸler, Kadir gecesi bitirilir. Rızıklarla alâkalı defter Mikail (as)’e; harpler, zelzeleler, saikalar, çöküntülerle ilgili defter Cebrail (as)’e; amellerle alakalı defter, dünya göğünün sahibi ve büyük melek olan İsrafil (as)’e; musibetlere ait nüsha da Azrail (as)’e teslim olunur.52 Rasûlulllah (sas): “Allah Tealâ tüm ÅŸeyleri Berâat gecesinde takdir eder. Kadir gecesi gelince de bu ÅŸeyleri sahiplerine teslim eder.” buyurmuÅŸtur. Berâat gecesinde eceller ve rızıklar; Kadir gecesinde ise hayır, bereket ve selametle alâkalı iÅŸler takdir edilir. Kadir gecesinde sayesinde dinin güç-kuvvet bulduÄŸu ÅŸeylerin takdir edildiÄŸi; Berâat gecesinde ise, o yıl ölecek olanların isimlerinin kaydedilip ölüm meleÄŸinin teslim edildiÄŸi de söylenmiÅŸtir.53 İslâm kaynaklarında Berâat gecesinde beÅŸ hasletin varlığından bahsedilmektedir: 1- Her önemli iÅŸin bu gecede hikmetli bir ÅŸekilde ayrımı ve seçimi yapılır. 2- Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur’ân’ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiÄŸfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür. 3- İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir. 4- MaÄŸfiret (bağışlanma) gecesidir. 5- Rasul-i Ekrem’e ÅŸefaat hakkının tamamı (ÅŸefaat-ı tamme) bu gece verilmiÅŸtir.54 Bu gece her tarafı kaplayan rahmet, merhamet ve lütuftan tevbe etmedikleri takdirde ÅŸu kimseler istifade edemezler: 1- Allah’a ortak koÅŸanlar. 2- Kalpleri düşmanlık hisleriyle dolu olup insanlarla zıtlaÅŸmaktan baÅŸka bir ÅŸey düşünmeyenler. 3- Müslümanların arasına fitne sokanlar. 4- Akraba bağını koparanlar. 5- Gurur ve kibir sebebiyle elbiselerini yerde sürüyenler. 6- Anne ve babalarına isyanda devam edenler. 7- Devamlı içki içenler.55 Hz. Peygamber’in Åžaban ayına ve özellikle bu ayın içindeki Berâat gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiÄŸine dair diÄŸer rivayetleri göz önüne alan çoÄŸu âlimler bu geceyi namaz kılarak, Kur’ân okuyarak ve dua ederek geçirmenin çok büyük sevaba vesile olacağını söylemiÅŸlerdir. Berâat gecesi kılınacak namaza Salâtü’l-Hayr/Hayır Namazı denilmiÅŸtir. Bu namaz bir çok rivayete göre yüz rek’attir. Her rek’atinde fatiha suresinden sonra on (veya on bir) kere ihlas suresi okunur.56 Bir rivayet göre ise on rek’attir; ve her rek’atinde fatiha’dan sonra yüz İhlas suresi okunur.57 Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir Berâat Kandili tebriÄŸinde bu gecenin deÄŸeri ve deÄŸerlendirilmesi ile alâkalı şöyle demektedir: “Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl-i imânâ kazandıran Leyle-i Berâatınızı ruh u canımızla tebrik ederiz.”58 “Bu gelen gece olan Leyle-i Berâat [Berâat Gecesi], bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beÅŸeriyenin [insanlığın kaderinin] programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir. Herbir hasenenin [salih amelin] Leyle-i Kadir’de otuzbin olduÄŸu gibi; bu Leyle-i Berâat’ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, Åžuhur-u Selâsede [Üç aylar] yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî-i meÅŸhûrede [meÅŸhur geceler], onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiÄŸi kadar Kur’ân’la ve istiÄŸfar ve salavatla meÅŸgul olmak büyük bir kârdır.59
KADİR GECESİ Kadir gecesi, İslâm âlimleri tarafından üç ÅŸekilde yorumlanmıştır: 1. Hüküm Gecesi demektir. Takdîr-i İlâhîde hükmolunmuÅŸ iÅŸlerin, yahut birçok iÅŸlere hükmeden muhkem emirlerin ayırt edildiÄŸi gece anlamına gelir. Takdîrden maksad, ezelî hükmün açığa çıkmasıdır. Hikmetli iÅŸler karara baÄŸlanır.63 2. Mevki, Åžeref, DeÄŸer ve Azamet Gecesi demektir. Bin aydan daha hayırlı oluÅŸunu ifade eder.64 3. Tazyik (Sıkıştırma, Zorlama) Gecesi demektir. Bu gece inen meleklere yeryüzü dar gelir. Hem Cebrail ilk vahyi getirdiÄŸinde Efendimiz’i üç defa kolları arasına alıp sıkmış, sonra âyetleri bildirmiÅŸtir.65 Kadir gecesi, Efendimiz’in ümmetine olan aÅŸkın sevgisi sebebiyle yaptığı bir duanın kabul edilmiÅŸ hâlidir, şöyle ki: Fahr-i Kâinat Efendimiz’e kendisinden önceki insanların ömürlerinin müddeti veya bu ömürlerden Allah’ın dilediÄŸi kadarı gösterildi. Bunun üzerine ‘BaÅŸka ümmetlerin uzun ömürleri içinde yapamayacakları amelleri ümmetim kısa ömrü içinde yapmış olsun.’ diye dua etti. Allah da O’na (içinde bu gece bulunmayan) bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti.”66 [Bin ay, 83 yıl, 4 aya denk gelmektedir.67] Kadîr-i Mutlak Hazretleri, ümmete rahmet için Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi gecesi olduÄŸu açıkça bildirmemiÅŸtir. Malumdur ki Cenab-ı Hak ÅŸu imtihan dünyasında çok mühim ÅŸeyleri gizlemiÅŸtir. İnsanın ecelini ömrü içinde, makbul veli kullarını insanlar içerisinde ve ism-i azamı esma-i hüsna içinde gizlemiÅŸtir. Aynı ÅŸekilde Cuma günü içinde icabet saati, beÅŸ vakit namaz içinde salât-ı vustâ, bütün ibadetler içinde rızayı ilahî, zaman içinde kıyamet, hayat içinde ölüm ve Ramazan günleri içinde kadir gecesi gizlenmiÅŸtir.68 Bunlar gizli kaldıkça sair efrad dahi kıymetdar kalır, ehemmiyet verilir.69 Üstad Bediüzzaman, bazı ÅŸeylerin bazı ÅŸeyler içinde gizlenmesinin hikmetinin, o ÅŸeyin diÄŸer fertlerini de kıymetlendirmek olduÄŸunu ve eÄŸer bu gibi özel ÅŸeyler açıklanırsa, diÄŸer ÅŸeylerin deÄŸerden düşeceÄŸini belirtir.70 BilindiÄŸi üzere: Peygamberimiz (sas), bu gecenin Ramazan’ın son on veya yedi günündeki (21, 23, 25, 27) tek gecelerden birisi olduÄŸunu söylemiÅŸtir.71 Ancak 27. gecesi olduÄŸunu belirten hadîs-i ÅŸerifler,72 ekserî âlimler tarafından büyük kabul görmüş ve bütün İslâm âlemi de bunu benimsemiÅŸtir. Bu benimseme ile alâkalı, Bediüzzaman Hazretleri’nin yorumu şöyledir: “Yarın (27.) gece leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye leyle-i Kadri tahsis etmiÅŸler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnÅŸallah hakiki hükmünde kabule mazhar olur.”73 demiÅŸtir. Peygamberimiz: “Allah, Kadir gecesini ümmetime hediye etmiÅŸ, ondan önce hiçbir ümmete vermemiÅŸtir.”74 buyurmuÅŸtur. Bir baÅŸka hadîslerinde ise “Her kim Kadir gecesini, sevabını Allah’tan umarak ihlaslı bir biçimde ibadetle ihya ederse, geçmiÅŸ günahları affolunur.”75 demiÅŸtir. Meleklerin yeryüzüne indiÄŸi ve bir nevi ruhaniyetin yoÄŸunlaÅŸtığı bu Kadir gecesi,76 kaçırılmaması gereken manevî bir fırsattır. Bu gecenin büyük bir nimet olması, onu hakkıyla deÄŸerlendirmeye baÄŸlıdır. Nitekim M. Fethullah Gülen Hocaefendi: “Kadir gecesi ‘kadr’den gelir. Yani o gece bir kadirÅŸinaslık ruh ve mânâsı nümayandır. Öyle ise o gecenin kadrini bilin ki, kadriniz bilinsin. Ayrıca Allah’ın fevkalade atâsının verildiÄŸi ÅŸeyler de olabilir bu gecede. Tıpkı ulûfe gibi. Bu gecenin gizli olmasında da ayrı bir sır vardır. Efendimiz (sas) onu önce biliyordu, sonra unutturuldu.77 Ta ki, ihya edilsin. Sadece bu geceyi ihya eden de belki hissemend olabilir ama, her geceyi Kadir bilip ihya edenin nasibdar olacağından şüphe yoktur.”78 sözleriyle bu geceyi ÅŸuurluca deÄŸerlendirmeye dikkat çekmiÅŸtir. “Her hasenenin sevabı baÅŸka vakitte on ise, Receb-i ÅŸerifte yüzden geçer, Åžaban-ı muazzamada üçyüzden ziyade ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve leyle-i Kadirde (Kadir gecesi) otuz bine çıkar.”79 Kadir gecesi tam olarak bilinemediÄŸinden, Allah’ın sevgili kulları Ramazan’ın her gününü Kadir gecesi olabilir düşüncesiyle geçirmeye çalışmışlardır. Aynı senede Hilal’in farklı günlerde görünmesine göre baÅŸlangıç günü deÄŸiÅŸkenlik arzeden Ramazan’da Kadir gecesi de deÄŸiÅŸmektedir. Bu baÄŸlamda pek çok ehlullah gibi Bediüzzaman da Kadir gecesini bir gün öncesi ve bir gün sonrası ile (daha bir itina göstererek) ihya etmiÅŸtir.80 Bir mektubunda “Gizli olan her gecede muhtemel bulunan Leyle-i Kadirlerinizi tebrik ederim.” ÅŸeklinde geçmektedir.81 Peygamberimiz (sas): “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesinde namaz kılarsa, geçmiÅŸ günahları affolunur.” buyurmuÅŸtur.82 Bir baÅŸka hadîste: “Kadir gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, o geceden nasibini almıştır.” buyrulmuÅŸtur.83 Bir diÄŸer hadîste ise: “Her kim Ramazan ayı çıkıncaya kadar akÅŸam ve sabah namazlarını cemaat ile kılarsa, Kadir gecesinden fazla bir hisse alır.”84 Ayrıca Kadir gecesi namazı kılınmalıdır: Kadir namazının en azı 2 rek’at, ortası 100 rek’at, en çoÄŸu da 1000 rek’attir. Bu namaz iki rek’at kılındığı takdirde her rek’atinde 200 âyet okumalıdır. 100 rek’ate kadar kılındığı takdirde her rek’atinde Fatiha’dan sonra Kadr suresiyle üç kere de İhlas suresi okunup her iki rek’atte bir selâm verilmelidir.85 Bu gece kendine ve bütün Mü’minlere dualar edilmelidir; zira müstecab vakitlerden olması sebebiyle bu gece dua etmek sünnettir.86 Kadir gecesinde bir an vardır ki, o ana rastlayan bir dua her hal ü karda kabul olunur.87 Hz. AiÅŸe demiÅŸtir ki: “Ey Allah’ın Resulü dedim, şâyet Kadir gecesine tevâfuk edersem nasıl dua edeyim?” Åžu duayı okumamı emrettiler: “Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu’l-afve, fa’fu annî. Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.”88 Kadir gecesinin hakkımızda seksen üç sene ibadetle geçmiÅŸ bir ömür hükmüne geçmesini, hakikat-ı Leyle-i Kadri ÅŸefaatçi ederek rahmet-i İlâhiyye’den niyaz etmeliyiz.89 Ayrıca bu gece derin tefekkürde bulunulmalıdır. Kur’ân tefsirleri okunmalıdır. Bediüzzaman Hazretleri der ki: “Leyle-i Kadrin sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdal ÅŸeylerle meÅŸgul olmak lâzım geliyor. İnÅŸallah Kur’ân’a ait mesâille iÅŸtigal, bir nevi manevî mütefekkirâne Kur’ân okumak hükmündedir. Hem ibadet, hem ilim, hem marifet, hem tefekkür, hem kıraat-ı Kur’ân mânâları Risale-i Nur Tefsirlerinin istinsah ve mütalaalarında vardır itikadındayız.”90
MEVLİD KANDİLİ DoÄŸum ânı öncesi hane-i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiÅŸ gibi aktı.96 Seher vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiÅŸ bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuÅŸ peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine’nin sırtını sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doÄŸum öncesi baÅŸka bir nur gözüktü. Âmine’ye bu nur ile Åžam’ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak bir kâse içinde ÅŸerbet sunuldu. İçer içmez de muhteÅŸem bir nur bulutu kendisini sardı. Tam o esnada mukaddes doÄŸum gerçekleÅŸti.97 O sıra ebesi Åžifa Hatun gizemli bir ses duydu: “Allah’ın rahmeti, Onun üzerine olsun!” diye. Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine. MaÅŸrık ile maÄŸrib arası nurlara boÄŸulmuÅŸtu.98 Annesinin anlattığına göre: “DoÄŸuda, batıda ve Kâbe’nin üzerinde bir bayrak gördüm. DoÄŸum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses iÅŸittim: ‘ DoÄŸuları ve batıları dolaÅŸtırın, deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed’i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar!’ Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti.” Hz. Âdem’den baÅŸlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede gelen o Biricik Nur,99 artık vücud sahnesinde varlık bulmuÅŸtu. Efendimiz’in “Allah’ın ilk yarattığı ÅŸey, benim nûrumdur.”100 dediÄŸi kendi Nur’u, beden giymiÅŸ, görünür hâle gelmiÅŸti. Her çocuk doÄŸunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.101 DoÄŸduÄŸunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiÅŸ vaziyetteydi.102 Sırtında, iki kürek kemiÄŸi arasında, tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü “Hâtem-i Nübüvvet” vardı.103 Dedesi Abdülmuttalip adını Muhammed104 koymuÅŸtu. Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de övecekti. Sonra o Nur topunu alarak Kâbe’ye götürdü ve Allah’a duada bulundu: “Bana bu temiz çocuÄŸu ihsan eden Allah’a hamdolsun!” dedi.105 Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluÄŸun yollarını gösterecek Nebi dünyaya teÅŸrif edince bütün varlık ayaÄŸa kalkmıştı. TeÅŸrifinden asırlar sonra da “DoÄŸdu ol saatte ol Sultân-ı Dîl / Nûra gark oldu semâvât ü zemîn” -S.Çelebi- deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla Mü’minler “HoÅŸ geldin ey Kutlu Nebi!” mânâsına ayaÄŸa kalkmaya devam ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini, O’na arz etmeye çalışıyorlar.106 Efendimiz’in terakki çizgisinin müntehası Mi’râc, baÅŸlangıcı da Mevliddir.107 Bu kutlu gecede S. Çelebi’nin Mevlid-i Nebi’si gibi, Peygamber aÅŸkını körükleyen na’t-ı ÅŸerifler, mevlidler okunmalı.108 Hafızlar, Kur’ân’dan Peygamberimiz’in adının geçtiÄŸi aÅŸirleri seslendirmeliler. Hem yetim, hem öksüz yetiÅŸen o Nebi’nin doÄŸum günü vesilesiyle öncelikle yetimler ve öksüzler sevindirilmeli, yoksullara ziyafetler verilmeli. Kutlu doÄŸum hakkında yazılmış kitaplar ve makaleler bir kere daha topluca okunmalı. O’nu anlatan sohbetler dinlenmeli. Bol bol salât ü selâmlar getirilmeli. Gözümüzün Nuru, Gönlümüzün Sürûru Efendimiz Hazretleri’nin doÄŸum günü münasebetiyle bizlere düşen vazifelerin ön önemlisi ise, herhalde O’nu her yönüyle daha iyi anlamaya ve O’nun, insanlığa tebliÄŸ ettiÄŸi esasları kavramaya çalışmak olmalıdır.109 Fakat kutlu doÄŸumu, aynı zamanda kendi doÄŸumu olan İslâm dünyası, o Nevrûz-u Sultânî’yi lâyık-ı vechiyle tes’îd edememektedir. Hz. İsa’nın doÄŸumun bütün dünyada noel, paskalya ve daha baÅŸka yortu ve karnavallarla kutlanılması ölçüsünde, bu Kutlu DoÄŸum’un en azından ümmet içinde olsun O’na ve O’nun mesajına yaraşır biçimde tes’îd edilmesi, bir vefa borcu olmanın ötesinde İslâm’ın ruhundaki Hz. Muhammed’e muhabbet ve hürmet emrinin bir gereÄŸi olsa gerektir.. |
|
|
Konu ile İlgili aramalar:
- coşmalı ilahiler
- dini gecelerimiz
- dini gecelerimizin
- Abdurrahman önül getirdiler buragı ilahisini bedava ceptelefonuna indir
- canlı radyo 97 O
- Göbek Bağı bedava indir
- ilahiler bedava indir
- kandil geceleri hangi sureler okunmalıdır
- kürtçe ilahi dinle ve indir bedava


