Nafile Namazlar :
Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-’in hayâtı Allâh’a ibâdetin ve en güzel kulluÄŸun binbir nev’iyle lebâleb doludur. Günün hemen her ânına tekâbül eden bir nâfile namazı mevcuttur. Nâfile ibadetler kulu Allah’a daha çok yaklaÅŸtırır ve cennetteki mertebesini de yükseltir. Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem-:
“Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar” (Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1) buyurmuÅŸtur. Nâfile namazların, kıyâmet gününün dehÅŸetli ânında hesâb verirken zor durumda kalan sâhibinin imdâdına yetiÅŸeceÄŸini de yine Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem- haber vermiÅŸtir:
“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceÄŸi ilk ameli onun namazıdır. EÄŸer namazı düzgün olursa, iÅŸi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Åžayet farzlarından bir ÅŸey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb’i:
- Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiÄŸi nafilelerle tamamlanır. Sonra diÄŸer amellerinden de bu ÅŸekilde hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188)
Farz namazları cemaatle kılmaya âzamî derecede gayret eden Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- nâfile namazlarını daha çok evinde kılmayı tercih eder ve şöyle buyururdu:
“Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbûlü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân 81; Müslim, Müsâfirîn 213)
Farz namaz, her müslümanın yerine getirmesi zarûrî bir ibâdet olduÄŸu için açıktan kılınması ve insanların bu ibadete daha saÄŸlam bir ÅŸekilde yöneltilmesi gerekmektedir. Bu nedenle açıktan ve büyük bir cemaat ÅŸuuru içinde edâsı daha uygundur. Nâfile namazlar ise insanların irâdesine bırakılmış ihtiyârî ibâdetler olduÄŸundan, Allâh’a vuslat yolunda yarışan kimselerin riyâ ve süm’a hendikaplarını daha kolay yenebilmeleri, evlerinde gizli olarak ibâdet etmelerine baÄŸlıdır. Bu hususta diÄŸer bir nokta da, evlerin namazla ÅŸereflenmesi ve bereketlenmesidir. Cemaatle namaza çok önem veren Müslümanların, evlerini namaz kılınmayan yerler hâline getirmemeleri de istenmektedir. Bu konuda mü’minleri uyaran Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- şöyle buyurmuÅŸlardır:
“Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât 52; Müslim, Müsâfirîn 208)
1. Teheccüd Namazı (Gece Namazı): Yatsı namazından sonra , daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra, kılınacak nafile namaza “gece namazı”denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa “Teheccüd” adını alır. Teheccüd namazı iki rekettan on iki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. (Muhammed Bin Abdullah Hanî, Âdâb, s. 264)
Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O’nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.
“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaÅŸtırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
Allâh Teâlâ çok sevdiÄŸi ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîb’ne daha fazla lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı.
“Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Yakındır ki Rabbin seni bir makam-ı mahmuda eriÅŸtire.” (el-İsrâ/17, 79)
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) “Sabah namazından önce kılınan iki rek’at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiÄŸi namazı geceleri daha bir iÅŸtiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları ÅŸiÅŸecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iÅŸtihâsını şöyle dile getirmiÅŸti:
“Allâh her peygamberde belirli birÅŸeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoÅŸlandığım ÅŸey de gece ibâdetidir…” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, II, 271)
Allâh’a yaklaÅŸtıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliÄŸe baÅŸlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-’nın kapısını çalmış ve onlara:
- “Namaz kılmayacak mısınız?” (Buhârî, Teheccüd, 5) buyurarak geceyi boÅŸ geçirmemelerini istemiÅŸti.
Diğer ashâbına da:
“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah’a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, De’avât, 101) buyurarak onları huzûrun kaynağına yöneltmek istemiÅŸti.
Âile içinde kadın ve erkeÄŸin Allâh’a ibâdet ve sâlih ameller iÅŸleme husûsunda birbirlerine destek olmalarının önemine dikkat çeken Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bilhassa gece namazına kalkmada bu yardımlaÅŸmanın daha da önemli neticeler hâsıl edeceÄŸini şöyle ifâde etmiÅŸtir:
“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı ÅŸekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin.” (Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)
2. İşrak Namazı: İşrak namazı, Güneş bir iki mızrak boyu yükseldikten, yani güneş doğduktan kırk-elli dakikalı zaman geçtikten sonra kılınır.
Saati olmayan bir kimse, çenesini göğsüne yapıştırarak güneşe bakar, şayet güneşi bu vaziyetteyken göremiyorsa, kerahat vakti çıkmıştır. Bundan sonra artık İşrak namazı kılınabilir.
İşrak namazı iki rekatır. Bu namazın fazileti hakkında Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur.
“Bir kimse sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra oturup güneÅŸ doÄŸuncaya kadar zikir ile meÅŸgul olsa, güneÅŸ doÄŸunca da iki rekat (İşrak) namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” (İhyâ, I. 336)
3. Duhâ (KuÅŸluk) Namazı: KuÅŸluk vaktinde kılınır. KuÅŸluk vakti, güneÅŸin doÄŸmasından itibaren ÅŸer’î günün dörtte biri kadarki bir zamanın geçmesiyle baÅŸlayan vakte denir. Åžer’î gün, Fecr-i sadığın doÄŸmasından (imsaktan) baÅŸlayıp güneÅŸin batmasına kadar devam eden güne denir. Örfî gün ise, güneÅŸin doÄŸmasından baÅŸlayıp batmasına kadar devam eden gündür. Åžer’î gün, imsaktan baÅŸladığı için örf’î günden bir saat kırk beÅŸ dakika daha uzundur. KuÅŸluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye baÅŸladığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduÄŸu zamandır. (Åžah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.) Niteki bir hadîs-i Åžerîfte:
“KuÅŸlu namazı, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır.” Buyurulur. (Müslim, Misâfirîn, 143)
Duhâ (kuşluk) namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. İki rekattan on rekata kadar kılınır.
Kuşluk namazının üç derecesi vardır:
Birinci Derecesi: KuÅŸluk namazının en az miktarı, iki rekattır ve insanoÄŸlunun her bir eklemine karşılık, vermesi gereken sadakanın yerini tutar. Allah Teala’nın, her organı, her eklemi saÄŸlıklı kılması, büyük bir nimettir. Ve ona hamd edilmesini gerektirir. Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:
“Bir kimse kuÅŸluk namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur.” (Tirmizi, Vitr, 15)
İkinci Derecesi: KuÅŸluk namazını dört rekat olarak kılmaktır. Bu konuyla ilgili olarak Allah Teala’ bir kutsi hadisinde şöyle buyurur:
“Ey AdemoÄŸlu! Günün evvelinde benim için dört rekat namaz kıl ki, ben de günün sonunda seni kollayayım” (et-TerÄŸip ve’t-terhib, c. 1, s. 464)
Üçüncü Derecesi: KuÅŸluk namazını sekiz veya on iki rekat olarak kılmaktır. (Åžah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.)
Hazret-i AiÅŸe -radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-’, KuÅŸluk namazını ikiÅŸer ikiÅŸer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediÄŸince de arttırırdı. (Müslim. Müsafirin, 78)
4. Evvabin Namazı
Evvabin, evvab kelimesinin çoÄŸulu olup, tevbe ve istiÄŸfar ederek Allah Teala’ya çokça yönelen kiÅŸi demektir. Evvabi namazı, AkÅŸam namazının sünnetinden hemen sonra, iki rekattan altı rekata kadar kılınır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyuruyor:
“Bir kimse AkÅŸam namazından sonra hiç konuÅŸmadan altı rekat namaz kılsa, o namaz (sevap bakımından) on iki senelik ibadete denk olur.” (Tirmizi, Mevakit, 204)
5. Abdest Şükür Namazı
Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaÅŸlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuÅŸmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah’a yaklaÅŸtırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuÅŸtur:
“Her kim ÅŸu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir ÅŸey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiÅŸ günahları af olunur.” (Buhari, Vudû, 14)
6. Tahiyyetü’l Mescid Namazı
Tahiyye; selam vermek demektir. tahiyyetü’l mescid, mescidi yani camiyi selamlamak demektir. Kuranı kerimde mescitlere “Allah’ın Evleri” denilmiÅŸtir. Bir eve giren kimsenin, önce ev sahibini selamlaması kadar tabi bir ÅŸey olamaz. Bu halde Allah’ın Evine girenin de Onu selamlaması gerekir. Selamlamanın en mükemmel ve en güzel ÅŸekli namazla olur. Camiye giren kimsenin tahiyyetü’l mescid kılmak suretiyle Allah Teala’yı bir nevi selamlamış, ona baÄŸlılığını saygısını ve kulluÄŸunu sunmuÅŸ olur. Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek veya öğrenmek gibi bir maksatla giren kimse orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Dileyen daha fazla kılabilir. Mescide günde birkaç defa bu ÅŸekilde girilse , bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir.
Tahiyyetü’l mescid namazı, mescide girildiÄŸinde daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan da budur. Oturulduktan sonra da kılınır. Bazıları; oturmadan kılınırsa eda, oturduktan sonra kılınırsa kaza olur, demiÅŸlerdir.
Ebû Katade -radıyallahu anh- ‘den rivayet edildiÄŸine göre; Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Sizden her kim mescide girerse iki rekat namaz kılmadan oturmasın” (Buhari, Salat, 59)
7. Yolculuk Namazı
Sefere çıkan kimseye, abdest alıp iki rekat namaz kılmak menduptur. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sefere çıkarken abdest alır, iki rekat namaz kılar, aynı şekilde de seferden dönüşünde eve uğramadan mescide girip iki rekat namaz kılardı. Ümmetine yolda tembihte bulunarak şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse sefere çıkmayı isterken çoluk çocuÄŸunun yanında kılacağı iki rekat namazdan daha üstün bir ÅŸey bırakmış olmaz. -Namaz onun yerine hayru’l Halef olur.-” (Tebarâni)
Kâ’b bin Mâlik -radıyallahü Anh- diyor ki:
Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- seferden dönüşünde (Medine’ye) gündüz kuÅŸluk vakti girer, önce mescide uÄŸrar, orada iki rekat namaz kıldıktan sonra evine giderdi. Bazen de eve gitmeyip mescitte otururdu.
8. Küsûf ve Husuf Namazı
Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:
Peygamber Efendimiz’in zamân-ı saâdetlerinde güneÅŸ tutulmuÅŸtu. Zât-ı Risâletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdılar. Kıyâmda o kadar çok kaldılar ki, âdetâ rükûa varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rükûa vardılar ve uzun müddet baÅŸlarını kaldırmadılar. Arkasından doÄŸruldular, fakat mûtadın üzerinde ayakta durdukları için secde etmeyecekleri intibâını verdi. Nihâyet birinci secdeye vardılar. Lakin baÅŸlarını secdeden hiç kaldırmayacakları zannediliyordu. Daha sonra doÄŸrulup oturdular. Bu oturuÅŸları da uzun sürdü. Mübârek baÅŸlarını kaldırmayacakmışcasına kapandıkları ikinci secdeye vardıklarında, acı acı nefes alıp veriyor ve göz yaÅŸları dökerek aÄŸlıyordu:
“Yâ Rabbî! Ben aralarında olduÄŸum müddetçe ümmetime azâb etmeyeceÄŸini bana vâdetmedin mi?! Yâ Rabbî! Onlar sana tevbe ve istiÄŸfâredip yalvardıkları müddetçe ümmetime azâb etmeyeceÄŸin husûsunda bana söz vermedin mi?! IÅŸte bizler kapına geldik senden affımızı diliyor ve sana yalvarıyoruz!”
Bu minval üzere iki rek’at namaz kılıp bitirince güneÅŸ bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Hz. Peygamber minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuÅŸma yaptı. KonuÅŸmasında Allâh Teâlâ’ya hamd ü senâ ettikten sonra şöyle buyurdular:
“GüneÅŸ ve ay Allâh’ın varlık ve birliÄŸine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk’a yönelip ona ilticâ edin, Allâh’ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allâh’ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin…” (Bkz. Buhârî, Küsûf, 2, 4)
Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-, göneÅŸ ve ayı Allâh’ın âyetlerinden bir âyet olarak görür ve onların tutulmalarını her hangi bir kimsenin ölümü veya doÄŸumu sebebiyle olmadığını ashâbına bildirirdi. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allâh’a mahsus olduÄŸundan, her an kıyâmetin vukû bulabileceÄŸini veyâ kendi ecelinin gelmiÅŸ olabileceÄŸini düşünerek devâmlı olarak Allâh’a iltca hâlinde bulunmayı isterdi. Hava kararmaya baÅŸlayınca, yaÄŸmur yaÄŸarken, gök gürlerken ve güneÅŸ veya ay tutulurken hep bu duygularla hareket eder ve huzûr-ı ilâhîde durarak ümmetinin selâmeti için yalvarırdı.
İbn-i Hibban’da bulunan bir rivayete göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- ayın tutukluÄŸu geçinceye kadar, müslümanlara ay tutulması namazı kıldırmıştır. (A. Köksal, XI, 220)
GüneÅŸ ve ay tutulması namazı sünnettir. İki rek’attır. GüneÅŸ açılıncaya kadar duâ ile meÅŸgul olunur. İmam’ın güneÅŸ tutulması namazını cemaatla kıldırmasında bir mahzur yoktur. Ay tutulma namazı ise cemaatsız kılınır. Bu namazların mescidde kılınması da sünnettir. Ezan ve kamet okunmaz. Sadece güneÅŸ tutulması namazı için es-Salâtü câmiatün, namaz için cem olunuz diye seslenilir. (A. Köksal, XI, 221)
9. Şükür Namazı
Allâh Teâlâ’nın ihsân etmiÅŸ olduÄŸu sayısız nimetlere şükretmek bütün insanların yerine getirmesi gereken bir borçtur. Şükür, verilen nimeti artırdığı gibi, şükürsüzlük de onun zevâline ve hatta sâhibinin ÅŸiddetli bir azâba mâruz kalmasına sebeb olur. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- sevindiÄŸinde veya sevindirici bir haber aldığı zaman Allâh’a şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. Nitekim İslam’ın azılı düşmanı Ebû Cehil’in başının kesildiÄŸi kendisine müjdelendiÄŸi zaman iki rek’at şükür namazı kılmıştı (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-salât, 192)
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- de şöyle anlatmaktadır: “Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem-, bir ihtiyacının görüldüğü hususunda müjdelenmiÅŸti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı.” (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-salât, 192)
10. Tesbih Namazı
İbn-i Abbâs ve Ebû Râfî -radıyallâhu anhüm- anlatıyor: Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- Abbâs bin Abdülmuttalib’e dediler ki:
“Ey Abbâs, ey amcacığım! Sana bir iyilik yapayım mı? Sana bağışta bulunayım mı? Sana ikram edeyim mi? Sana on hasleti nasıl yapacağını bildireyim mi? EÄŸer sen bunu yaparsan Allâh senin bütün günahlarını; önceki-sonraki, eski-yeni, hatâen yapılan, kasden yapılan, küçük-büyük, gizli-açık yani hepsini affeder. Bu on haslet ÅŸunlardır: dört rek’at namaz kılarsın. Her bir rek’atte Fâtiha sûresi ve bir sûre okursun. Birinci rek’atte kıraati tamamlayınca, ayakta olduÄŸun hâlde on beÅŸ kere ‘sübhânellâhi ve’l-hamdü li’llâhi ve lâ ilâhe illallâhü va’llâhu ekber’ dersin. Sonra rükû yapıp orada aynı tesbihi on kere söylersin, rukûdan başını kaldırır on kere daha söylersin. Daha sonra secde yapıp aynı tesbihi on kere söylersin. Secdeden başını kaldırınca da on kere tekrarlarsın. Tekrar secdeye varıp yine on kere aynı tesbihi söylersin. İkinci secdeden başını kaldırınca da on kere söylersin. Böylece bir rekatte bunları yetmiÅŸ beÅŸ defâ söylemiÅŸ olursun.
Aynı ÅŸeyleri dört rek’atte de yaparsın. Dilersen bu namazı her gün bir kere kıl. Her gün yapamazsan haftada bir kere, haftada yapamazsan ayda bir kere, o da olmazsa yılda bir kere yap. Yılda bir kere de kılamazsan hiç olmazsa ömründe bir kere yap.” (Ebû Dâvud, Tatavvu’, 14; Tirmizî, Vitr, 19)
11. İstihâre Namazı
Bir ÅŸeyin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığına dair. Manevi bir iÅŸarete kavuÅŸmak için kılınan iki rekatlık bir namazdır. Birinci rekatta “Kafirun Suresini” İkinci rekatta “İhlâs Suresini” okumak mustahaptır. Namazdan sonra İstihâre Duası okunur (İstihare duası için bakınız: Delilleriyle İslam İlmihali, Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, s. 350), sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatılır. Rüyada beyaz veya yeÅŸil görülmesi hayır ve iyiliÄŸe; siyah veya kırmızı görülmesi ise ÅŸerre iÅŸarettir.
12. Tevbe Namazı
Allâh’a karşı bir gaflet eseri olarak veya nefse uyarak günah iÅŸlendiÄŸinde onun kefâreti olarak büyük bir nedâmet içerisinde O’na teveccüh etmek gerekmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Åžeytan seni bir kötülüğe sevketme giriÅŸiminde bulunursa, hemen Allah’a sığın.” (Fussilet (41), 36)
Kötülük yapan bir kimsenin bunun yerine iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir.
Bir sabah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem müezzini Bilâl’i çağırdı ve ona:
-”Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum” diye sordu. Bilâl -radıyallâhu anh- de:
- Yâ Rasûlallâh! Ne zaman bir günah iÅŸlesem arkasından hemen kalkıp iki rek’at namaz kılarım, abdestim bozulduÄŸunda da vakit geçirmeden hemen abdest alırım. (Her abdest aldığımda da Allâh’ın üzerimde iki rek’ât namaz hakkı olduÄŸunu düşünürüm ve kılarım. ) dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-:
- “İşre bunun sâyesinde” buyurdular. (İbn Huzeyme, Sahîh, II, 213 (1209)
13. Hâcet Namazı
Her ihtiyâcını Allâh’a arzeden ve her fırsatta O’nu zikredip yücelten Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem- her hangi bir ihtiyacı olan kimselere iki rek’at namaz kılmalarını tavsiye etmiÅŸtir:
“Kimin Allâh’a veya her hangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa önce abdest alsın, abdestini de güzelce alsın, iki rek’at namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ Hazretlerine senâda bulunsun, Rasûlullâh -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-’a salât okusun, daha sonra da ÅŸu duâyı yapsın:
‘Halîm ve kerim olan Allâh’tan baÅŸka ilâh yoktur. ArÅŸ-ı A’zam’ın rabbi noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi’ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, maÄŸfiretini celbedecek esbâbı taleb ediyor, her çeÅŸit günahtan koruman için yalvarıyorum. Her çeÅŸit iyilikten zenginlik, her çeÅŸit günahtan selâmet diliyorum. Rabbim! AffetmediÄŸin hiçbir günâhımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileÄŸimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet gösteren Rabbim!’ bundan sonra dünyevî veya uhrevî her ne dilerse taleb eder, çünkü o dilek takdir edilir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)
Allâh Rasûlü’nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashâbı, herhangi bir ihtiyaçları olduÄŸunda Allâh’a ilticâ eder ve murâdlarına nâil olurlardı. Bir yaz günü bahçıvanı Enes -radıyallâhu anh-’e gelerek yaÄŸmur yaÄŸmadığından ve bahçenin kuruduÄŸundan yakındı. Hz. Enes su getirterek abdest alıp namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:
- Göremiyorum, dedi. Enes -radıyallâhu anh- tekrar içeri girip namaz kıldı. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:
- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:
- Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes -radıyallâhu anh- namazını ve duâsını sürdürdü. Az sonra adam yanına girdi ve:
- Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağdı, dedi. Hz. Enes:
-Haydi BiÅŸr bin Åžegaf’ın gönderdiÄŸi ata bin de yaÄŸmurun nerelere kadar yaÄŸdığını araÅŸtır, dedi.
Bahçivan ata binip etrâfı dolaÅŸtığında yaÄŸmurun Müseyyerîn köşkleriyle Gadbân sarayından öteye geçmediÄŸini gördü ki Enes -radıyallâhu anh-’ın bahçesi de bu sınırlar dâhilindeydi. (İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, VII, 21-22)
Ashâb-ı kirâm’ın hâcet namazı ile Allâh’a yönelip yalvarmalarına bir baÅŸka misâli de Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem-’in ashâbından Ebû Mı’lâk adında biri vardı. Bu zat baÅŸkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dürüst ve takvâ sâhibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı.
Karşısına çıkan silahlı bir hırsız:
- Neyin varsa çıkar seni öldüreceÄŸim, dedi. Ebu Mı’lâk:
- Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:
-Ben sâdece senin canını istiyorum, dedi. Ebu Mı’lâk:
- Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım dedi. Hırsız:
- İstediÄŸin kadar namaz kıl, dedi. Ebu Mı’lâk namaz kıldıktan sonra üç defa şöyle duâ etti:
- Ey gönüllerin sevgilisi (Yâ Vedûd), ey yüce arşın sâhibi, ey dilediğini yapan Allâhım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan saltanatın ve arşını kaplayan nûrun için beni şu hırsızın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdâda koşan Allâhım! Yetiş imdâdıma.
Ebu Mı’lâk duasını bitirir bitirmez, elindeki kargıyı kulakları hizâsında tutan bir süvârî peydâ oldu! Süvâri mızrağı hırsıza saplayıp onu öldürdü. Sonra da tâcire döndü. Tacir:
- Kimsin sen? Kimsin sen? Allâh seni vasıta kılarak bana yardım etti, diye sorunca süvari:
- Ben dördüncü kat semâ ehlindenim. İlk duânı yapınca semânın kapılarının çatırdadığını iÅŸittim. İkinci defa duâ edince gök ehlinin gürültüsünü iÅŸittim. Üçüncü defa dua edince, zorda kalan biri dua ediyor, denildi. Bunu duyunca Allâh’tan, onu öldürmeye beni memur etmesini istedim. Allâh Teâlâ da kabul etti ve geldim. Åžunu bil ki, abdest alıp dört rek’at namaz kılan ve bu duayı yapan kimsenin, zorda olsun veya olmasın duası kabul edilir, dedi. (İbn-i Hacer, el-İsabe, IV, 182)
14. Zelzele Namazı
Hicretin beÅŸinci yılında Medine’de zelzele olmuÅŸtu. Kalbi her an Allâh ile berâber olan Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
“Rabbiniz sizi, hoÅŸnut olacağı duruma döndürmek istiyor. Öyle olunca siz de onun hoÅŸnutluÄŸunu dileyiniz!” buyurdu.
İbn-i Abbas -radıyallâhu anh-’ın zelzele dolayısıyla altı rükû ve dört secde ile namaz kıldırdığı, rivâyet edilmektedir. (A. Köksal, XI, 222; İbn-i Ebî Åžeybe, Musannef, II, 472)


